Free Web Site - Free Web Space and Site Hosting - Web Hosting - Internet Store and Ecommerce Solution Provider - High Speed Internet
Search the Web

 

 

 

 

 

PLATFORMUN FAALİYETLERİ

 

     

TARİHE GİRMEK İÇİN

BİR ÖMÜR AZ GELEBİLİR

ÇIKMAK İÇİN İSE BİR AN YETER

 

Geride kalan yıllar boyunca, gazetelerim olan “Havadis”, “Son Havadis”, “Yeni İstanbul”da ve “Düşünen Adam” dergimde, hatta daha önceki ilk gençlik çağımda, ne zaman Avrupa konusu Türkiye’mizin gündemine gelse, hiçbir dönüş yapmaksızın, daima dosdoğru bir çizgide hep aynı düşüncemi tekrarladım: “Dünya coğrafyasında” “iki Avrupa” ve “iki Avrupalı” tiplemesi vardır; “Güzel Avrupa”, “Güzel Avrupalı” ile “Çirkin Avrupa”, “Çirkin Avrupalı!” Ben her zaman Güzel Avrupa’yı, Güzel Avrupalıyı sevdim. Avrupa’daki diplomatik görevlerim sırasında da bu konudaki değer yargılarım hiç değişmedi. Avrupa’yı içinden ve Avrupalıyı çok yakından tanıdığım zamanlarda bu kanaatim daha da kuvvetlendi.

Hatırlayanlar bilecektir; Avrupa Birliği tartışmalarının yoğunluk kazandığı şu son yıllarda da Elektronik Dergimiz “Düşünen Adam”da bu konuda yazdıklarım arşivimizdedir. Onları okuduğunuz zaman, bu yazımda özetlediğim gerçeklerin ayrıntılarını bulabilirsiniz.

Güzel Avrupa, çirkin politikacıların değil, ilim, felsefe, sanat ve “silâha dönüştürülmeyen teknoloji” alanlarında ilerlemeleri temsil eden, öldürmeyen, yaşatan güzel Avrupalıların Avrupa’sıdır.

Biz onları ne kadar sevdiysek, onlar da bizi o kadar sevmişlerdir. Çünkü onlar gerçekleri ifade etmişlerdir.

Büyük psikolog “Gustav Le Bonn” gibi. O demişti ki:

“Batı’nın Doğu’ya, Türkiye’ye yönelik düşüncelerinde daima “Haç”ın “Hilâl”den intikam alma niyeti saklıdır...”

Güneş Ülke” ütopyasının yazarı Campanella ise:

“Mademki bu dünyada o cesur ve iyi yürekli Türkler var, gelecekte bir Güneş Ülke ideali neden gerçeklemesin?..”

Pozitif ilimler zihniyetinin kurucusu Auguste Comte’un Büyük Reşit Paşa’ya yazdığı mektuptaki şu cümleleri de hatırlatayım:

“Doğu ile Batı’nın kavşak ülkesi Türkiye’niz bir “dünya medeniyeti sentezi”ni neden gerçekleştirmesin?..”

 

***

 

Türkiye Büyük Millet Meclisinde son “Avrupa Birliği konusu” tartışmaları sırasında sadece bir yarım saat konuşma imkânı verilen bir milletvekili olsa idim, o kürsüden bu örnekleri çoğaltarak, “her ne pahasına olursa olsun, ne isterlerse verelim, ama Avrupa Birliğine mutlaka girelim!..” hastalığına kapılmış olan politikacılarımıza ve bütün “işbirlikçi” okumaz-düşünmez yazarlara, “aristokrat gazeteci (!)lere” seslenebilseydim;

Efendiler... Avrupa Birliği konusunu, çoğunluğu “çirkin politikacı” olan “çirkin Avrupalı”larla değil, hâlâ var olduğuna inandığım “güzel Avrupalılar”lar konuşunuz. Onların medyalarında hâlâ gerçekleri yazanlar ve konuşanlar var. Ki, bizim medyamız onları görmüyor, dinlemiyor ve duyurmuyor. Her iki tarafın işbirlikçileri, iki yanlı mandacıları nasıl da birbirleriyle uyuşuyorlar?.. Bunlardır “Türkiye’ye Afrika ülkesine bakar gibi bakanlar.”

Bunlar, heceleye heceleye de olsa Atatürk’ün Kitabı’nı bir kerecik olsun okumamışlar mı? “Sevr paçavrası”nın yırtılışı günlerinde ve “Kurtuluş Savaşımız” öncesinde Avrupa’nın çirkin politikacılarının, vatanımızı bölüp parçalamak için kimleri kimlere karşı kışkırtmak istediklerini, heceleye heceleye de olsa “Atatürk’ün Kitabı”ndan okuyarak onun mânâsını sökebilmişler mi?..

Çok mustaribiz...

“Bayrak-mayrak demeyelim de Avrupa Birliği (?)ne katılalım” diyeceksiniz öyle mi? Adamlar size “eller yukarı!” diye bağırıyorlar, sizler “iki telli basın”ın şak şaklarına kapılıp çifte telli oynayacaksınız... “Biji Türkiye!..” diye bağıracaksınız... Öyle mi?

Yok!.. Ümidimizi asla kaybetmeyeceğiz.

Vatan, bir avuç politikacıyla, gazeteciye bırakılmayacak kadar, hayatî bir konudur. Tarihe girmek o kadar kolay değildir. Ama tarihten çıkarılmak daima birdenbire olmuştur. Bu vatanın gerçek sahipleri uyumuyorlar.

Bekleyin, milleti göreceksiniz. Bekleyin. Bir “erken seçim”den hemen sonra, “sağlıklı bir seçim yasası” ve “bir erken seçim” daha yaşanacaktır bu memlekette. Milleti ve milletin sağlam gücünü göreceksiniz. Bizler bu ülkenin çok hararetli günlerini yaşadık. Sizler çoğunlukla o zamanlarda çoluk-çocuktunuz. Tarihin “bilinmeyenleri” kitaplarda yoktur. Yaşayanlar bilir.

Düşünce, yazı ve eylem hayatımın ellinci yılında bir şey söyleyeyim de bir özdeyiş olsun: Tarihe girmek için bir ömür az gelebilir. Çıkmak içinse, bir an yeter. 

 

 

Gökhan EVLİYAOĞLU

E. Milletvekili

www.dusunenadam.com.tr

 

 

 

 

DR. SADETTİN BİLGİÇ'İN 

ÇOK ÖNEMLİ BİR ÇALIŞMASI

 

 

 

 

 

 

tecrubeninsesi@yahoo.com